|
Çaykara’nın yeşile bezenmiş
yamaçlarındaki çay bahçelerinin
arasından kıvrılarak uzanan
yolda ilerlerken, içimde ününü
çok önceleri duyduğum Uzungöl’ü
biraz sonra yakından gör-menin
ve o bildik resimlerinin
gerçeğiyle yüzleşmenin heyecanı
vardı. Gittikçe dikleşen virajlı
yolu tırmanırken kendi kendime
“değer miydi” diye düşündüm bir
an. Fakat yolda yeşilin dalga
dalga tonunu gözlerimin önüne
seren arazinin güzelliğinde
geçen zamanın hazzı, kafamdan
bunların hepsini silip süpürmeye
yetti. Trabzon’dan Uzungöl’e 99
km’lik mesafe tamamlandığında,
deniz seviyesinden 1090 m
yükseklikteki bir seviyeye de
tırmanmış olduğumu biliyordum.
Ama, geride bıraktığım
güzellikler yalnızca bu yükselti
ve kat ettiğim yolun
kilometresini değil, geçen
süreyi de çoktan unutturmuştu
bana...
Uzungöl’e varır varmaz iklimin
Karadeniz sahilindekinden
farklılığı hemen anlaşılıyordu.
Ağustos ayında olduğumu
bilmesem, yaz ortasında değil de
son baharın kışla buluştuğu
günlerden birinde yaşadığımı
düşünebilirdim. Her taraf yoğun
bir sisle kaplıydı ve birkaç yüz
metrelik mesafenin ötesinde
hiçbir şeyi görmek mümkün
değildi. Oysa beklediğim manzara
bundan çok başkaydı. Pırıl pırıl
bir güneşin altında vadi boyunca
uzanan masmavi gölün iki
yakasında, zümrüt yeşili
tepelerin eteğine serpiştirilmiş
ahşap yapıları, vadinin batı
yamacına yaslanmış şirin bir köy
ile, aşağısında kubbesi ve
incecik zarif minareleriyle bu
manzaranın silüetini tamamlayan
camiyi bir bütün olarak görmeyi
arzu ediyordum.
Kafamda böyle bir tasavvurun
hayali ile gölün çevresini
dolaşıp dinlenme tesislerini ve
yapılan çevre düzenlemelerini
yerinde inceledim. Hatta
Uzungöl’ün gerçek sakinleri olan
ve vadinin karşı yamacındaki
köye de gidip sokaklarında
dolaştım; gündelik işleriyle
uğraşan insanlarla sohbet ettim.
Aşağıda, göl çevresinde
dışarıdan gelen yerli ve yabancı
turistlerle, onlara hizmet
vermeye çalışan ya da ekmeğini
bu yolla kazanan insanlara
karşılık, burada hayatın kendi
seyrinde devam ettiğine tanık
oldum.
Gezim esnasında ara sıra sisin
kısmen azalarak gün ışığının
biraz artması çevreyi daha iyi
seçebilmeme fırsat veriyordu.
Fakat yine de idealimdeki
görüntüyü yakalama-ma
yetmiyordu. Galiba şimdilik bir
otele yerleşip biraz dinlenmek,
yapılabilecek en uygun şeydi.
Konaklamaya karar verdiğim iki
katlı ahşap bir otelin
resepsiyon görevlisine “buranın
iklimi hep böyle midir” diye
sorduğumda, “evet” cevabını
duymak beni hiç memnun
etmemişti. Arkasında asılı duran
kocaman Uzungöl manzarasına
işaretle “peki ya poster ve
kartpostallarda gördüğüm o pırıl
pırıl manzara?” diye
şaşkınlığımı ifade eden başka
bir soru yönelttim görevliye.
Bana gülümseyerek “o, senenin
ancak birkaç günü öyle olur”
deyince, güzel fotoğraflar
çekebilme arzum artık büsbütün
yerini hayal kırıklığına
bıraktı.
Çaresiz odama çekilip Uzungöl
hakkındaki tanıtım broşürlerine
ve yazılanlara bir göz
gezdirdim. Edindiğim bilgilere
göre, eskiden burada Haldizen
denilen dere varmış. Heyelan
sonucunda düşen kaya ve toprak
parçalarının va-dinin bir
tarafında bu dere yatağını
kapatmasıyla doğal bir baraj
gölü oluşmuş. Göl ince uzun
görünümü nedeniyle “Uzungöl”
adını almış. Şimdilerde bu isim
yalnız gölü değil onun bulunduğu
çevreyi de ifade etmekte. Bugün
söz konusu vadide dere
yatağının, dolayısıyla da gölün
bir bölümünün mil ve atıklarla
dolduğu görülmekte. Ayrıca göl
suyunun çevredeki çok sayıda
alabalık tesisinde kullanılması,
etrafının yapay müdahalelerle
daraltılması ve rant uğruna
gereğinden fazla turistik
tesisle kuşatılması gibi sebepler
Uzungöl’ün zamanla bataklık
haline dönüşmesine ve yavaş
yavaş özelliğini yitirerek yok
olmasına yol açmakta. Bunu
yüzeysel bir bakışla yaptığım
kısa süreli çevre gezisinden de
kolayca anlayabiliyorum. Ancak
halen bir belde niteliğinde olan
yerleşim yerinde belediyenin alt
yapı çalışmalarına doğru
yönelmesi, yeni yapılaşmanın
belli ölçüde çevre dokusuna
uygun bir şekilde
gerçekleştirilmesi ve gölün
temizlenerek eski haline
kavuşturulması için sarf edilen
çabalar da Uzungöl’ün geleceği
için oldukça ümit verici. Doğal
güzellikleriyle her yıl binlerce
yerli ve yabancı turistin
ilgisini çeken yöre, yalnızca
dinlenme amaçlı bir turizm
köşemiz değil, aynı zamanda
araştırmacıların bitki florası
ve hayvan türleri bakımından
geniş çaplı incelemeler
yapabileceği zengin potansiyele
sahip bir alan niteliği taşıyor.
Kiremitte tereyağlı alabalık ve
‘guymak’ Uzungöl’ün en çok
sevilen yöresel yemekleri...
Tercihimi alabalıktan yana
kullandığım akşam yemeğinin
ardından, bir de akşam
izlenimleri edinebilmek için
tekrar çevre gezisine çıkıyorum.
Yağan yağmura rağmen sokaklarda
canlı bir hayatın varlığı göze
çarpıyor. Kendimi bu hareketli
ortama kaptırıp ıslanıncaya
kadar dışarılarda dolaşmaya
devam ediyorum. Otele döndüğümde
kulağıma çarpan otantik bir
kemençe sesi beni kendisine
doğru çekiyor. Böylece odama
gitmek yerine, ıslanmış
elbiselerimle otelin
restoranında verilen kemençe
konserine doğru yöneliyorum.
Salonun baş köşesinde yerel bir
halk sanatçısının kemençe
eşliğinde söylediği türküler
Karadeniz’in havasını iyice
pekiştiriyor. Ya horon tepen
insanlar... Onların bitip
tükenmeyen bir enerjiyle
hareketli müziğin ritminde
saatlerce horan tepe-bilmesi
gerçekten hayranlık verecek
derecede. Hem ozanın
türkülerinde hem de onlara ritim
tutanlarda Karadeniz insanın
karakteristik çizgilerinden pek
çok iz tespit edebilmek mümkün.
Ertesi gün sabah erkenden
uyanınca hemen pencereye koşup
perdeyi aralıyorum. Merakım
malum... Evet her şey tam
istediğim gibi, sis bulutu
dağların zirvesine çekilmiş ve
gökyüzü pırıl pırıl... Anlaşılan
Uzungöl ‘senede yalnızca birkaç
kez yaşadığı’ güneşli
günlerinden birine hazırlanıyor.
Az sonra güneş ışıklarının çiğ
damlaları üzerine düştüğünü
görünce içimde anlatılmaz bir
mutluluk beliriyor. Bunun sebebi
daha önce çok arzu ettiğim
manzarayı görebilmemden mi;
yoksa, güneşe olan yalnızca bir
günlük özlemimden mi şimdi
kestiremiyorum.
Zaman geçirmeden eşyalarımı
arabaya yükleyip Uzungöl’de
tekrar tura çıkıyorum. Fotoğraf
makinemle bir gün önce çekmek
istediğim manzaraların
resimlerini çekmeyi deniyorum.
Burada gördüğüm güzelliklerin
kalıcı hale gelmesi belki ancak
bu yolla mümkün. Tabii ki bir de
onları ve izlenimlerimi sizlerle
paylaşmakla...
Işim bitince, saatim dönüş
zamanının çoktan geldiğini
gösteriyor. Kısa süreli de olsa,
hoşça geçirdiğim bir günün
ardından, gerçekte anlatılmaktan
çok yaşanarak
hissedilebileceğini düşündüğüm
dolu dolu anılarla Uzungöl’ü
geride bırakıyorum. |