Uzungöl Gezi Anıları                 

 

 
 

Uzungöl ::

    Uzungöl Tarihi ::

Uzungöl Gezi Anıları ::

Uzungöl Çevre Yaylaları ::

Uzungöl Aktiviteleri ::

Uzungöl Yöresel Yemekleri ::

  Uzungöl Ulaşım ::

Uzungöl Fotoğrafları ::

   

 

 

Doç. Dr. Yüksel Sayan    

Çaykara’nın yeşile bezenmiş yamaçlarındaki çay bahçelerinin arasından kıvrılarak uzanan yolda ilerlerken, içimde ününü çok önceleri duyduğum Uzungöl’ü biraz sonra yakından gör-menin ve o bildik resimlerinin gerçeğiyle yüzleşmenin heyecanı vardı. Gittikçe dikleşen virajlı yolu tırmanırken kendi kendime “değer miydi” diye düşündüm bir an. Fakat yolda yeşilin dalga dalga tonunu gözlerimin önüne seren arazinin güzelliğinde geçen zamanın hazzı, kafamdan bunların hepsini silip süpürmeye yetti. Trabzon’dan Uzungöl’e 99 km’lik mesafe tamamlandığında, deniz seviyesinden 1090 m yükseklikteki bir seviyeye de tırmanmış olduğumu biliyordum. Ama, geride bıraktığım güzellikler yalnızca bu yükselti ve kat ettiğim yolun kilometresini değil, geçen süreyi de çoktan unutturmuştu bana...

Uzungöl’e varır varmaz iklimin Karadeniz sahilindekinden farklılığı hemen anlaşılıyordu. Ağustos ayında olduğumu bilmesem, yaz ortasında değil de son baharın kışla buluştuğu günlerden birinde yaşadığımı düşünebilirdim. Her taraf yoğun bir sisle kaplıydı ve birkaç yüz metrelik mesafenin ötesinde hiçbir şeyi görmek mümkün değildi. Oysa beklediğim manzara bundan çok başkaydı. Pırıl pırıl bir güneşin altında vadi boyunca uzanan masmavi gölün iki yakasında, zümrüt yeşili tepelerin eteğine serpiştirilmiş ahşap yapıları, vadinin batı yamacına yaslanmış şirin bir köy ile, aşağısında kubbesi ve incecik zarif minareleriyle bu manzaranın silüetini tamamlayan camiyi bir bütün olarak görmeyi arzu ediyordum.

Kafamda böyle bir tasavvurun hayali ile gölün çevresini dolaşıp dinlenme tesislerini ve yapılan çevre düzenlemelerini yerinde inceledim. Hatta Uzungöl’ün gerçek sakinleri olan ve vadinin karşı yamacındaki köye de gidip sokaklarında dolaştım; gündelik işleriyle uğraşan insanlarla sohbet ettim. Aşağıda, göl çevresinde dışarıdan gelen yerli ve yabancı turistlerle, onlara hizmet vermeye çalışan ya da ekmeğini bu yolla kazanan insanlara karşılık, burada hayatın kendi seyrinde devam ettiğine tanık oldum.

Gezim esnasında ara sıra sisin kısmen azalarak gün ışığının biraz artması çevreyi daha iyi seçebilmeme fırsat veriyordu. Fakat yine de idealimdeki görüntüyü yakalama-ma yetmiyordu. Galiba şimdilik bir otele yerleşip biraz dinlenmek, yapılabilecek en uygun şeydi. Konaklamaya karar verdiğim iki katlı ahşap bir otelin resepsiyon görevlisine “buranın iklimi hep böyle midir” diye sorduğumda, “evet” cevabını duymak beni hiç memnun etmemişti. Arkasında asılı duran kocaman Uzungöl manzarasına işaretle “peki ya poster ve kartpostallarda gördüğüm o pırıl pırıl manzara?” diye şaşkınlığımı ifade eden başka bir soru yönelttim görevliye. Bana gülümseyerek “o, senenin ancak birkaç günü öyle olur” deyince, güzel fotoğraflar çekebilme arzum artık büsbütün yerini hayal kırıklığına bıraktı.

Çaresiz odama çekilip Uzungöl hakkındaki tanıtım broşürlerine ve yazılanlara bir göz gezdirdim. Edindiğim bilgilere göre, eskiden burada Haldizen denilen dere varmış. Heyelan sonucunda düşen kaya ve toprak parçalarının va-dinin bir tarafında bu dere yatağını kapatmasıyla doğal bir baraj gölü oluşmuş. Göl ince uzun görünümü nedeniyle “Uzungöl” adını almış. Şimdilerde bu isim yalnız gölü değil onun bulunduğu çevreyi de ifade etmekte. Bugün söz konusu vadide dere yatağının, dolayısıyla da gölün bir bölümünün mil ve atıklarla dolduğu görülmekte. Ayrıca göl suyunun çevredeki çok sayıda alabalık tesisinde kullanılması, etrafının yapay müdahalelerle daraltılması ve rant uğruna gereğinden fazla turistik tesisle kuşatılması gibi sebepler Uzungöl’ün zamanla bataklık haline dönüşmesine ve yavaş yavaş özelliğini yitirerek yok olmasına yol açmakta. Bunu yüzeysel bir bakışla yaptığım kısa süreli çevre gezisinden de kolayca anlayabiliyorum. Ancak halen bir belde niteliğinde olan yerleşim yerinde belediyenin alt yapı çalışmalarına doğru yönelmesi, yeni yapılaşmanın belli ölçüde çevre dokusuna uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi ve gölün temizlenerek eski haline kavuşturulması için sarf edilen çabalar da Uzungöl’ün geleceği için oldukça ümit verici. Doğal güzellikleriyle her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin ilgisini çeken yöre, yalnızca dinlenme amaçlı bir turizm köşemiz değil, aynı zamanda araştırmacıların bitki florası ve hayvan türleri bakımından geniş çaplı incelemeler yapabileceği zengin potansiyele sahip bir alan niteliği taşıyor.

Kiremitte tereyağlı alabalık ve ‘guymak’ Uzungöl’ün en çok sevilen yöresel yemekleri... Tercihimi alabalıktan yana kullandığım akşam yemeğinin ardından, bir de akşam izlenimleri edinebilmek için tekrar çevre gezisine çıkıyorum. Yağan yağmura rağmen sokaklarda canlı bir hayatın varlığı göze çarpıyor. Kendimi bu hareketli ortama kaptırıp ıslanıncaya kadar dışarılarda dolaşmaya devam ediyorum. Otele döndüğümde kulağıma çarpan otantik bir kemençe sesi beni kendisine doğru çekiyor. Böylece odama gitmek yerine, ıslanmış elbiselerimle otelin restoranında verilen kemençe konserine doğru yöneliyorum. Salonun baş köşesinde yerel bir halk sanatçısının kemençe eşliğinde söylediği türküler Karadeniz’in havasını iyice pekiştiriyor. Ya horon tepen insanlar... Onların bitip tükenmeyen bir enerjiyle hareketli müziğin ritminde saatlerce horan tepe-bilmesi gerçekten hayranlık verecek derecede. Hem ozanın türkülerinde hem de onlara ritim tutanlarda Karadeniz insanın karakteristik çizgilerinden pek çok iz tespit edebilmek mümkün.

Ertesi gün sabah erkenden uyanınca hemen pencereye koşup perdeyi aralıyorum. Merakım malum... Evet her şey tam istediğim gibi, sis bulutu dağların zirvesine çekilmiş ve gökyüzü pırıl pırıl... Anlaşılan Uzungöl ‘senede yalnızca birkaç kez yaşadığı’ güneşli günlerinden birine hazırlanıyor. Az sonra güneş ışıklarının çiğ damlaları üzerine düştüğünü görünce içimde anlatılmaz bir mutluluk beliriyor. Bunun sebebi daha önce çok arzu ettiğim manzarayı görebilmemden mi; yoksa, güneşe olan yalnızca bir günlük özlemimden mi şimdi kestiremiyorum.

Zaman geçirmeden eşyalarımı arabaya yükleyip Uzungöl’de tekrar tura çıkıyorum. Fotoğraf makinemle bir gün önce çekmek istediğim manzaraların resimlerini çekmeyi deniyorum. Burada gördüğüm güzelliklerin kalıcı hale gelmesi belki ancak bu yolla mümkün. Tabii ki bir de onları ve izlenimlerimi sizlerle paylaşmakla...

Işim bitince, saatim dönüş zamanının çoktan geldiğini gösteriyor. Kısa süreli de olsa, hoşça geçirdiğim bir günün ardından, gerçekte anlatılmaktan çok yaşanarak hissedilebileceğini düşündüğüm dolu dolu anılarla Uzungöl’ü geride bırakıyorum.

 

 

                          Lanse 2008 Copyright  design ghf