Hattuşa Ana Sayfa

  Hattuşa Foto Galeri

 

 

"KENTİ fırtınalı bir gecede aldım, ancak elime geçen sadece yaban otlar oldu. Benden sonra kral olacaklardan her kim, Hattusas’ı yeniden canlandırırsa onu göklerin fırtına tanrısına havale ettim."

Hititler yaklaşık olarak MÖ 1900 ile 1200 yılları arasında Anadolu’nun büyük bir bölümünü teşkil eden orta ve doğu bölümü ile bazen de Kuzey Suriye’ye kadar uzanan bir bölge ve Mezepotamya’da hüküm sürdüler.Anadolu’da ilk olarak sistemli bir devlet kurmayı başardılar.MÖ 2500-1900 yılları arasında  Hattuşa’da Anadolu’da yaşayan küçük şehir devletçiklerinden birisi  olan Hattiler yaşıyordu.Bunlarla birlikte içiçe şu anda Hattuşa’nın girişindeki Büyük Mabet’in batısında yeralan Karum denen yerde Hatti ticaret piyasasını ellerine geçirmeyi başarmış Asurlu ticaret kolonileri de yaşıyordu.

Ne yazık ki Asurlu tüccarlar Hattuşa’ya Anadolu’nun Kuzey-doğu veya kuzey-batısından dil yapılarından Hint-Avrupalı oldukları anlaşılan Hititler’in ilk kralı Anitta’nın 1900’ lerde gelip Büyükkale’yi karanlık ve fırtınalı bir gecede fethetmesiyle dağılarak ülkelerine geri dönmek zorunda kaldılar.Anitta daha sonra << KENTİ fırtınalı bir gecede aldım, ancak elime geçen sadece yaban otlar oldu.Benden sonra kral olacaklardan her kim,Hattusas’ı yeniden canlandırırsa onu göklerin fırtına tanrısına havale ettim. >> diyerek şehri lanetlediğini ve tek tanrılı dinlere inanmadığını anlatmış oldu.Sonra da şehri yakıp yıktı.

Daha sonraki krallar Anitta’nın çok tanrılılık inancında hemfikir olmalarına rağmen  lanetine aldırış etmeden Hattusas’ a yerleşerek orada yaşamaya devam ettiler.MÖ.1800’ lerde Hitit kralı Labarnas (Daha sonra bu isim kral isimleriyle aynı oldu.-Sezar,Çar,Kayzer gibi.) Hattusas şehrini yeniden kurdu.Kısa bir süre için Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe başkent olduysa da daha sonra Hattusas başkent oldu ve bu böylece devam etti.

Anadolu’da bulunan küçük şehir devletçikleri fethedilerek Hititler’e bağlandı.Sınırlar genişletilerek Suriye ve Mezepotamya’ya kadar gidildi.MÖ.1650 ’ lerde Hitit Krallığı daha sonra MÖ.1450’ lerde ise Büyük Hitit İmparatorluğu kuruldu.Mısırlılar’ la Akdeniz kıyıları sahanlığı ve ticaretinin korunması yüzünden yıllarca Kadeş’ te (bugünkü Suriye sınırları içinde) savaş yaptılar.Hitit kralı Muvatallis ve Mısır kralı II.Ramses arasında geçen savaş daha sonra Hititler’ in galibiyeti ile Muvatallis’in yerine geçen kardeşi III.Hattusilis zamanında son buldu.İki kral anlaşarak tarihte ilk yazılı anlaşma olma özelliğini taşıyan Kadeş Anlaşması’nı (MÖ.1285) imzaladılar.

Bir Hitit geleneği olarak dostluğun ve barışın pekiştirilmesi için kendi hanedanlarından birini yani kızkardeşini II.Ramses’ le evlendirdi.Bugün arkeolojik bilgilerle din tarihini karşılaştırdığımız zaman II. Ramses’in Hz.Musa A.S. zamanında yaşayan ve onunla din savaşı yaparak tanrı olduğunu ilan eden Firavn olduğunu anlamamız mümkündür.

Hititler Anadolu’da yaşayan değişik din,dil,ırktaki insanları bir araya toplayıp egemenlik kurdukları için zaman zaman güçlüklerle karşılaştılar.Bazen de bu değişik gurupların tepki,başkaldırma ve isyan hareketleriyle karşılaştılar.Örneğin Kuzeydeki Kaşkalar’ın hareketi gibi.Bu yüzden ordu içinde de ayrılmalar ve dağılmalar oluyordu.Ayrıca savaşlardan dolayı ve Mısır’dan gelen veba hastalığından güçsüz düşen Hattuşa’ya kendi bünyesinde barındırdığı bazı Mezepotamya şehirlerinin yardım etmediklerini görebiliriz.

Deniz kavimlerinin (Avrupalı veya Yunanlı) Mısır’a MÖ.1400’ lerde başlayan göç dalgaları MÖ.1250’ lerde hızlanmasıyla deniz kavimlerinin bir kısmı Avrupa’nın güneyinden İtalya üzerinden direk olarak, bir kısmı da kuzeyinden Anadolu’ya geçerek Mısır’a doğru göç ettiler.Belki de başka milletler tarafından göçe zorlandılar.(Bu bilinmiyor.) Anadolu üzerinden geçen deniz kavimlerinin Hitit İmparatorluğuna son verdikleri düşünülmekte.(MÖ.1250’ lerde.)

Hititler kil tabletler ve balmumlu tahta levhalar üzerine Asur-Babil çivi yazısını kullandılar.Bu yazılı tabletlerin tahta olanları ne yazık ki günümüze gelene kadar yok olmuşlar.Çeşitli anlaşmalar ve kanunların yazılı olduğu kil levhaların binlercesini müzelerimizde (Boğazkale Müzesi dahil) görmemiz mümkün.Ayrıca resim anlatım şekli olan Hiyeroglif yazısını da anıtsal nitelik taşıyan kayalarda ve kral mühürlerinde görmemiz mümkündür.Ülke feodal bünye barındırdığı için sekiz çeşit dil kullanıyorlardı.

Bunlar; Sümerce, Akadça(uluslar arası dil idi), Hititçe diye adlandırılan Bugün Kanezce, Eski Hintce, Harice(Hurrice),ProtoHattice, Luvice, Balayca’dır.

   
 

 
Hattuşaş
Hattuşa Hititler’in başkentidir. Hattuşa tarihi şehri bugün Çorum iline bağlı ve  ile uzaklığı 100 km. küçük,şirin bir turizm ilçesi olan Boğazkale’nin hemen 1 km. güney doğusunda  yer almaktadır.Hattuşa’yı ziyaret etmek için bu şirin ilçeye ulaşmak son derece kolaydır. Ankara-Samsun istikametinde Sungurlu’yu 7 km. geçtikten sonraki sağa dönen ilk yol 23 km. sonra sizi Boğazkale’ye götürür.Ayrıca Yozgat il merkezinden geçen turizm amaçlı yol Hattuşa ile Kapadokya (Nevşehir-Kayseri)’ yı birbirine bağlar.
 
Hattuşa ismi Hititler’den günümüze gelinceye kadar Alman arkeologların da MS.1907’den beri kazı çalışmalarından dolayı Almanca çevirisi ve bazı yabancı dillere çevrilmesi nedeniyle değişikliklere uğramıştır.Hattusas,Hattuşa,Hattuşaş,Hattusha ve son kullanım şekli ile Hattusa gibi.
 
Bugün bu şehrin kalıntıları hala durmaktadır.Önceleri aşağı şehir,Büyük Kale Kral Sarayı ile Büyük Mabet arası ve çevresini de içine alan 3-4 km.lik surla çevrili idi.Daha sonra Hattuşa son kralı II.Şuppililuma’nın babası IV. Tutalya Güney-doğu Anadolu bölgesi ve bir kısmı Suriye sınırları içinde bulunan o zamanki Hurrilerin yaşadığı Mitanni devleti ile savaş yaptıktan sonra onları yener ve Mitannili soylu aileden bir kraliçe ile evlenir.
 
Daha sonra eşini Hattuşa’ya getirdikten sonra onun ve ülkesinin de din, dil, kültür özgürlüğünü tanımak için eşinin inandığı tanrıların hepsini Hattuşa’ya getirir.Bu amaçla MÖ.1300 yıllarında içinde Aslanlı Kapı,Poternli Sur (tünel-71 mt. uzunluğunda),Kral Kapı’nın da olduğu yukarı şehri inşa ettirir.Böylece toplam taş duvarla,onun üstü kerpiç duvarla örülü sur uzunluğu 7 km.’ye çıkar.Bu tür tanrıları getirip koruma zaman zaman olduğu için Hattuşa bin tanrılı (binlerce tanrılı) olarak kil tabletlerde geçmektedir.
 
Hattuşa Hititler’den önce Hattiler,Asurlar,Hititler’den sonra ise Frigler Helenistik dönem Roma,Bizans dönemlerinde büyük çaplı yerleşimlere sahne olmuştur.
 

 
 
Yazılıkaya
Yazılıkaya; Hattuşa’ya 3 km. olup 7 km.’ lik sur dışına doğal kayalıkların arasına iki küçük açık hava tapınağı olarak inşa edilmiştir.I.tapınak MÖ.1300’de IV. Tutalya zamanında yukarı şehirle birlikte inşa edilerek Hurri tanrıları ve tanrıçaları, ayrıca kendi kabartması ile karşısında Mezepotamya kaynaklı olan en büyük hava tanrısı Teşup ve güneş tanrıçası Hepatu ailesi betimlenmiştir.
 
Burada içkiler sunularak,ilahiler ve tütsüler eşliğinde yürünerek ayrıca kurbanlar kesilerek ilkbaharda yeniyıl kutlamaları yapılıyordu.IV.Tutalya öldükten sonra oğlu son kral II.Şuppililuma babasının anısına ikinci açık hava tapınağını inşa ettirdi.Burada ise girişte resim anlatım yazısı olan hiyeroglif yazı ile IV.Tutalya’nın ismi,12 Bereket Tanrıları,Yer altı Tanrısı olması düşünülen Nergal veya Kılıç Tanrısı ve karşlıklı üç adet oyuk şeklinde sunak yerleri vardır.Burasının son kral II.Şuppililuma’ya ait mezar olma ihtimali de vardır. 
 

 
Boğazkale
Hitit öncesi
Boğazköy’de gerçek bir yerleşmenin en eski belgesi M.Ö. 3.bin yılın birinci  yarısına aittir. Bu döneme Kalkolitik  Çağ    denilmektedir. Buluntular Büyükkaya’da  bulunmuştur. Şehrin gerçek tarihi M.Ö.1900’lü yıllarda başlar. Kaniş ve Zalpa adındaki şehir devletlerinin de olduğu dönemde Hattuş şehri de vardı. Burası  Pijusti adında bir kral ile son bulan bir hanedan merkeziydi. Bu  şehir devletlerinde  Hatti halkı  yaşardı. Hattuş, Hattuşaş, Hattuşa isimleride Hatti şehri manalarına  geldiği sanılmaktadır.
Hattuş şehrinde  Hattiler’le  birlikte Asurlular da oturmaktaydı. Çünkü, bölge  Asurluların ticaret koloni bölgesiydi. Hattuş ticari olarak Kaneş (Kültepe Kayseri) ‘e  bağlı, Kaneş ise Asur  merkezine  bağlıydı. Asur ticaret  kolonileri  Hattuş şehriyle birlikte  Kussaralı Anitta tarafından yakılarak yok  edilmiştir.Anitta Kussara (Kussar) da  yaşayan bir ön Hitit kıralıdırKussar  şehrinin bugünki yeri henüz bulunamamıştır. Anitta’dan sonra tahta geçen Labarna başkenti Hattuşa’ya taşımış bu nedenle  Hitit devletinin gerçek kurucusu   sayılmıştır.
 
Hititler
Hiititler ikinci bin yılının başlarında Orta Asya'dan Kafkaslar üzerinden  Anadolu'ya  girip, büyük  bir imparatorluk kurarak   600 sene yaşamışlardır.
 
M.Ö.1650’ de Labarna ölünce yerine I. Hattuşiliş geçmiş, Hitit  topraklarını  Halep’e  kadar genişletmiştir.  Kral Ammunaş  zamanında  önemli taht kavgaları  ve karışıklık  yaşanmış. Bu nedenle  Kuzey  Suriye toprakları Mittanni devletinin  hakimiyetine  girmiştir.
 
M.Ö. 1500 yıllarında  tahta geçen  Telipinus  taht kavgalarını  sona erdirmiş ve Mitanniler’i yenmiştir. Meşhur Telipinus fermanını  yazmıştır.
 
M.Ö..1375 ‘ te  Şuppililuma tahta  geçer. Kastamonu  çevresindeki Gaşkaları   egemenliğine alır. Batı Anadolu’yu ve Klikya’yı kendine  bağlar. Mittanni  devleti  yerine kurulan Hurri  Krallığı’nı  yıkar.  Gerçek manada Hitit İmparatorluğu’nun gerçek sahibi olur. Hurriler  yarı olarak  Mısır  Firavunluğu’na  bağlıydı. Bu nedenle  Mısır firavunlarıyla  arası açılır.
 
M.Ö. 1335 ‘te tahta oğlu III.Arnuvandas ,O da vebadan ölünce onun oğlu II.Murşiliş geçer.Hititler’i zaferden zafere koşturur. II.Murşiliş’in Veba Duası meşhurdur.Kendisi de vebadan ölmüştür.
 
M.Ö. 1306 ’ da  tahta  geçen   Muvattali   Suriye toprakları için   Mısır  Firavunu  Ramses’le   Kadeş Ovası’nda  savaşa  tutuşur.  17.000  piyade askeri ve 4.500  Hitit savaş  arabasının  üstünlüğü  ile Ramses’i  bozguna uğratır.  Hititler’in  talana başladığını gören   Ramses  Amon  ordusuyla  yeniden Hititler’e  saldırır. Savaşın  kesin  galibi  olmaz. Herkes kendi kazandığını iddia  ettiyse de  Suriye  toprakları  Hititler’e  bırakılır. Anlaşma  yapılır . Bir rivayete göre  güneş tutulması nedeniyle savaşı  bırakıp barış anlaşması yapıldığı yönündedir. Ancak  tarihteki ilk anlaşma olan Kadeş Antlaşması’nı M.Ö. 1296 da tahta geçen III. Hattuşiliş 1280 yılında imzalamış. Kızını da II.Ramses’e vererek anlaşmayı  iyice  pekiştirmiştir.
 
M.Ö.1250 yıllarında   tahta geçen  IV. Tuthaliyuş  döneminde  Hititler altın çağını  yaşarlar. Hattuşa’ya  pek  çok  eser  kazandırmıştır  ve Yazılıkaya  tapınağını yaptırır.
 
M.Ö. 1220 de IV. Arnuvandaş’la başlayan sorunlar M.Ö. 1190  da  II. Şuppililuma    zamanında  da devam etmiş.  Deniz kavimleri göçü sel gibi önüne  gelen   her şeyi silip  süpürmüş. Hitit devleti tarih sahnesinden çekilmiştir. 
 
Hitit Sonrası
M.Ö. 1200 yıllarında Anadolu’ya gelen Firigler zayıflamış olan Hititleri  yenerler ve  Gordiyon (Polatlı yakınlarında) merkezli bir devlet kurarlar. Hattuşa   Firigler için ikinci   öneme   sahip bir şehir olarak yaşar. 1200’    yıllarda gelmelerine   rağmen  gerçek  manada  devletlerini M.Ö. 800’de kurarlar ve M.Ö. 620 de yıkılır. Kimmer istilasına dayanamazlar.
 
M.Ö.600   yıllarda   Boğazköy   çevresi  Medler’in (Persler’in) eline geçer. 20 büyük eyaletten oluşan Pers İmparatorluğu’nun Kapadokya Saptraplığına bağlı bulunur.
 
Perslerin  Mekadon Kralı Büyük İskender’e yenilmesiyle Kapodokya ve Boğazköy’ün  çevresinde  Hellenizm ve Galat dönemi başlar. Roma ile Persler arasında  tampon  bölge olmuş. Romalılar’ın, Persler’in ve bölge halkının   beraber   yaşadığı kültürel ve sanatsal olarak  önemli bir bölge haline  gelmiştir. Bu  dönemin  önemli  kültür  merkezi olan  Tavium  ( Büyük  Nefes Köyü)  Boğazköy’e 20  km.  mesafededir. M.S. 63 de Pompus  isimli Romalı  komutan bölgeyi Roma’ya bağlamıştır.
 
Persler tarafından yaptırılan en önemli antik yollardan biri sayılan Kral Yolu  Boğazköy’den  geçmektedir.
Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla  Doğu Roma İmparatorluğu sınırları  içinde kalmıştır. Daha sonra Doğu Roma Bizans adını almıştır. M.S. 1071 de    Anadolu  kapıları  Türkler’e açılmıştır.
 

 
Alacahöyük
Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde,  Boğazkale'ye 35, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktadır.
 
Alacahöyük ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton'un Sfenksli Kapı'yı görmesi ile bilime tanıtılmıştır.1859 'da Dr.Barth Sfenksli Kapı’da araştırma yaptı.1861 yılında ise G. Perrot  kapının sağ ve solundaki  kulelerin planı ile duvar kabartmalarının birini açığa çıkarmışır. Perrot bu kabartmaların hitit dönemine ait olduğunu  ileri sürmüştür.
W. Ramsey , Wilson ile birlikte 1881 yılında höyükte inceleme yaparak birkaç yeni kabartma daha buldular. 1893 yılında  E. Chantre sfenkslerin arasındaki dört köşeli bölgeyi ve arkasındaki ikinci kapıyı ve kapının sövelerini ortaya çıkarmıştır. Chantre, kabartmaları inceleyerek,Perrot'un ortaya attığı gibi burasının  mabet kapısı olabileceğini düşünmüştür.Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı olduğu görüşünü Ramsey'in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir.
 
1906 yılından beri Boğazköy'de çalışan H. Winckler, Höyük'te araştırma yapmaya başlar. 1907 yılında Winkler’in yanında çalışan Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 günlük bir araştırma yapmış ve kapı önünde birkaç yeni kabartma daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi) görerek bunu Boğazköy'deki poternle karşılaştırmıştır
 
Bu küçük çapta yabancı  ön araştırmalardan sonra Höyük'te ilk sistemli kazılar, Atatürk tarafından başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.
 
Alacahöyük'te Kalkolitik Çağdan günümüze kadar 4 kültür katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;
  Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000/anatopraküzerine15-9tabakada, 
  Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 /   8-5 tabakada,
  Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200  / 4-2 tabakada, 
  Frig Çağı : M.Ö. 750'den itibaren / 1. tabakada yer almaktadır.
 
Alacahöyük'te Kalkolitik Dönemde ilk yerleşim kuzeyinde tepeler olan ve güneyi açık bir alan seçilmiş. Küçük bir köy durumunda idi. Yapı malzemesi olarak, temel için taş ve  duvar için kerpiç kullanılıyordu. Çatı saz ve kamışla kapatılıp , üzeri düz dam olup toprakla sıkıştırılıyordu.
 

 
Alacahöyük’te Eski Tunç Çağı’ndan kalma  13 kral mezarı vardır. 5. ve 7. katta olan mezarlar şehrin girişinde solda yer alır. Alacahöyük'teki bu mezarların ve ölülerin gömülüş yönleri aynı yöndedir. Ayrıca mezarlarda ölülere ait birsürü değerli eşya bulunmuştur. Bunlardan bazıları güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri, pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler vardır.
 
Alacahöyük’te Hitit Çağı tabakaları üç kattan oluşmaktadır. 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün çevresinde savunma sistemi vardır. İki adet şehir giriş kapısı vardır.Birisi güneydoğudaki sfenksli kapı, diğeri höyüğün batısındaki gizli tünel olan kapıdır.Güneydoğudaki sfenksli kapıda doğu ve batıda olmak üzere yan yana iki sfenks yer almaktadır. İki metreden yüksek taşlar üzerine yontulmuşlardır. Doğu tarafındaki sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı kartal bulunmaktadır.
 
Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin altında kabartmalar vardır. Batı kabartmalarına bakarsak altta kültle ilgili konuları ve üst sırada av sahnelerini görebiliriz. Başrahip ve rahibe olan Kral ve kraliçe burada boğa önünde dua pozisyonunda görünüyorlar.Doğu kulesindeki kabartmalarda ise oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer almaktadır; bu şekilde dini törenlerini sürdürüyorlar.
İki sfenksi geçip içeri girdikten sonra solda kral mezarlarını görmek mümkün.Sağda ve ilerde ise Hitit Mabet kalıntılar vardır.

Open Directory Project at dmoz.org