|
|
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
-
Yazı
: Yüksel Altıntop
-
Fotoğraf: Kadir Can
Amazonlar’ın
şehrinde
Sinop
Türkiye’nin en
kuzeyinde yer alan
Sinop bir zamanlar,
efsanevi kadın
savaşçılar
Amazonlar’ın
şehriydi. Bugün
Karadeniz’in en
önemli limanlarından
biri.
Ülkenin en kuzeyinde
bulunan bir kentten
umulmayacak kadar
sıcak bir hava.
Yılın büyük
bölümünde denizi
köpürterek gelip
ürkütücü taşlardan
yapılmış
hapishaneyi,
Selçuklu zarafetini
yansıtan Alaaddin
Camii’ni, çocuklara
Pisagor teoreminin
öğretildiği Pervane
Medresesi’ni, acıklı
bir tarihe tanıklık
etmiş Paşa
Tabyaları’nı, soluk
sarı renkli
duvarlarına ‘Ave
Maria’ların sinmiş
olduğu Balatlar
Kilisesi’ni ve
Amazonlar’ın
erkeklere karşı
verdikleri amansız
savaşlardan fırsat
buldukça, sadece
kadınların
becerebileceği bir
ustalıkla
süsledikleri Serapis
Tapınağı’nı döven o
hoyrat ve haşin
kuzey rüzgârından da
eser yok. Hava ağır
ve sıcak.
Karadeniz’in
karanlık sularını
aydınlatan yıldızlı
bir gece. Kuzey
yıldızı, burada
bütün öteki
göklerden çok daha
büyük, çok daha
parlak ve çok daha
yakın. Çünkü
kuzeyde,
Türkiye’nin en kuzey
ucundayız. Daha adil
ve güzel bir dünya
kurabilmek için
erkeklerle kıyasıya
savaşmış güzel
kadınların,
Amazonlar’ın
ülkesindeyiz.
Ünlü Diyojen’in ünlü
şehrinde:
Sinop’tayız...
Sinop, Anadolu’nun
en kuzey noktası
olan İnce Burun’a
doğudan bağlanan
Boztepe Burnu’nun
civarında bir
kalenin yapılmasıyla
kurulmuş. Buraya
yerleşen denizciler,
kale civarını küçük
bir liman olarak
kullanmışlar. Dış
liman, zamanla kumla
dolarak kullanılmaz
hale gelmiş.
Denizcilikte usta
olan Selçuklular,
dış limanın
kullanışlı
olmadığını görünce
burayı iç limana
bağlayan kanalı
kapatmışlar. Böylece
Sinop’un tek limanı
haline gelen iç
liman, sert kuzey
rüzgârlarına kapalı
oluşu ve her zaman
sakin olan deniziyle
Karadeniz’in en
önemli limanlarından
biri olmuş. Bu
sakinliği nedeniyle
de kendisine ‘Ak
Liman’ adı verilmiş.
|
|
|
|
 |
|
|
BİR SU
PERİSİNİN ADINI ALMIŞ
Roma, Bizans, Selçuklu,
Candaroğulları ve Osmanlılar
tarafından liman ve askeri
üs olarak kullanılan
Sinop’un adının nereden
geldiği konusunda, çoğu
mitolojiyle harmanlanmış
çeşitli hikâyeler var.
Yaygın bir söylentiye göre,
Yunan mitolojisindeki Irmak
tanrısı Aisopos’un güzel
kızının adı Sinope imiş. Baş
tanrı Zeus Sinope’ye aşık
olmuş. Kızın isteği üzerine
de onu Karadeniz’in en güzel
yerine, yani bugünkü
Sinop’un bulunduğu yere
yerleştirmiş ve Sinope adı
zamanla Sinop’a dönüşmüş.
Hititlerden kalma bazı
tabletlerde ise burası
Hititçe Sinova olarak
gösteriliyor. Ta o
zamanlarda bile buralara
kadar ticaret yapmaya gelen
savaşçı tüccarlar, yani
Asurlular ise buraya kendi
ay tanrıları olan Sin’in
adını vermişler. İlk
yerleşen denizcilerin
dilindeki isminin ise
Sinavur olduğu belirtiliyor.
Sinop ile Samsun’da yaşamış
olan Amazonlar’ın Sinope
adında bir kraliçelerinin
bulunduğu ve şehre onun
adının verildiği de
söyleniyor. |
 |
|
|
|
 |
|
|
ZARİF
BİR HAPİSHANE
Sabah olunca Amazonlar ile
Diyojen’in izinde Sinop’u
dolaşmaya başlıyoruz. Önce
Sinop Müzesi’ne uğruyoruz.
Burada tarih öncesi döneme
ait eserler, klasikler, halı
ve el yazması koleksiyonları
ile Bizans döneminin
ikonaları sergileniyor.
Müzeden çıkıp Balatlar
Kilisesi’ni görmeye
gidiyoruz. Bizans döneminde
yapılmış kilise, daha çok
içindeki renkli freskleriyle
ünlü. Kiliseye yakın bir
yerdeki Alaaddin Camii,
meşhur Selçuklu Sultanı
Alaaddin Keykubat tarafından
yaptırılmış.
Bizans’tan Selçuklu dönemine
geçivermenin tatlı
şaşkınlığını yaşarken,
birden sağ yanımızdaki
sarıya boyalı, büyük taş
binaya takılıyor gözümüz.
İşte ünlü Sinop Cezaevi
burası. Ünü elbette
Sabahattin Ali’nin
“Dışarıda deli dalgalar /
Gelir duvarları yalar / Seni
bu sesler oyalar / Aldırma
gönül aldırma” dizelerinden
kaynaklanıyor ama Refik
Halit Karay, Burhan Felek,
Kerim Korcan ve Zekeriya
Sertel gibi birçok tanınmış
kişinin de vaktiyle burada
‘konuk’ olmaları, Sinop
Cezaevi’nin şöhretini daha
da artırmış. Cezaevi,
aslında kale olarak
yaptırılmış. Sinop’un yerli
halkı olan Gaşkalılar,
kalenin ilk halini inşa
etmişler. Daha sonra Grek,
Roma, Bizans, Selçuklu ve
Osmanlılar devrinde
büyütülmüş. Sinop kalesi,
tepeden denize bakıyor ve
bir cezaevine yakışmayacak
kadar zarif surlarla
korunuyor. Burası 1970’lerde
cezaevi olmaktan çıkarılarak
Kültür Bakanlığı’na
verilmiş. |
 |
|
|
|
 |
|
|
NORVEÇ
FİYORDU GİBİ...
Sinop merkezinde bir iki
yeri daha gezdikten sonra
şehirden çıkıyoruz. Yol
boyunca sıralanmış doğal
plajları seyrederek Ak
Liman’a geliyoruz. Buradan
ünlü Hamsilos Koyu’na
geçeceğiz. Koya ‘Hamsilos
Fiyordu’ da deniyor.
Norveç’in denize dimdik inen
keskin yarlar arasındaki dar
deniz parçaları gibi
Hamsilos da eşine az
rastlanır bir fiyort
manzarası sunuyor.
Sonra Sinop’un şirin
ilçelerinden biri olan
Erfelek’e geliyoruz. Küçüklü
büyüklü yirmi sekiz
şelaleden oluşan Tatlıca
Çağlayanı’nda dinleniyoruz.
Ayancık ilçesi sınırındaki
Akgöl’ü ve yanındaki İnaltı
Mağarası’nı da dolaşıyoruz.
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
Mağara, deniz yüzeyinden
1070 metre yükseklikte ve
oldukça ilgi çekici.
İlkokuldan beri her coğrafya
dersinde okuduğumuz, ünlü
İnce Burun’u görmeden
dönmeyi düşünmüyoruz
elbette. Burası Türkiye’nin
en kuzey ucu. Burundaki
Salar köyü kaya mezarları
Sinop’ta görülmesi gereken
yerlerden.
Dönüş vakti. Güneş batmadan
önce yine şehrin merkezine,
Sinop’a varıyoruz... |
 |
|
 |
|
 |
 |
|