|
|
DOĞANIN CÖMERTLİĞİ
Yöreye kendi aracımızla
gitmemiz, bize ülkeyi bir
uçtan öbürüne yeniden yaşama
ve fotoğraflama şansı
sağladı. Birbirinden güzel
fotoğraflar sunan Anadolu
platosu, Erzurum-Artvin
yoluna girdiğimizde
cömertliğini oldukça
artırmıştı. Dar ve dik
vadiler boyunca kıvrılarak
akan yola Çoruh Nehri de
eşlik ediyor ve manzara çok
keyifli bir hal alıyordu.
Artvin'de konakladıktan
sonra hedefimiz Şavşat'tı.
Şavşat, Artvin'in yedi
ilçesinden en doğuda olanı;
kent merkezine uzaklığı
72 kilometre. Yol, bildik
Doğu Karadeniz
güzelliklerini sunuyor.
Yeşilden ve her yandan akan
sulardan hani neredeyse
içimiz de yıkanıp ak pak
olacak! İlçenin deniz
seviyesinden yüksekliği 1100
metre. Şavşat, bir bölümünde
Gürcü kökenli yurttaşların
yaşadığı 65 kadar köye
sahip. Çevre köylerin
rakımları 950 ile 1800 metre
arasında değişiyor.
Çoğunlukla dağ ve vadi
yamaçlarından oluşan yörenin
büyük bölümü dağlık-kayalık
yaylak ve ormanlardan, geri
kalan küçük bir bölümü ise,
ekilip biçilmeye uygun
düzlük ve yamaçlardan
oluşuyor. Bir yanı Gürcistan
olan Şavşat'ın diğer yanında
yüksek dağlar sıralı. Bunlar
sırasıyla, Karçal Dağları
(3539 m), Sahara (2600 m),
Cin Dağı (3000 m) ve Arsiyan
Dağları (2220 m).
|
|
|
KIZAKLARI BOĞALAR ÇEKİYOR
Şavşat’ta son
alışverişlerimizi yaptıktan
sonra, yörede bize rehberlik
edecek olan fotoğrafçı
arkadaşımız Zafer Güngüt’le
birlikte yola çıktık. İlk
sapağımız İmerhev
(Meydancık) yoluydu.
Ardından bir akarsu
kavşağından Çağlayan köyü
yoluna girdik. Toprak
zeminli yol, dere boyunca
yukarılara doğru çıkarken
zaman zaman suyun içinde
bata çıka ilerledik. İleride
varacağımız köy gözükmüştü
ama, yükseldikçe kar
başlıyordu. Sonunda kar yolu
tamamen kapattığında artık
ilerleyemiyorduk. Bizi
almaya gelen arabayı
gördüğümüzde ise pek bir
şaşırdık. Boğalar tarafından
çekilen kızaklı bir araba!
Yüklerimizi kızağa
yerleştirdik ve yola
yürüyerek devam ettik. Ren
geyikli kızağına
hediyelerini yüklemiş
mütevazı Noel Baba'lar
gibiydik!
Gürcüce adı Bazgiret olan
Maden Köyü'ydü ilk
ulaştığımız. Geleneksel
dokusu bozulmadan günümüze
kadar gelmiş olan bu köyde
evler tamamen ahşap ve ortak
mimari özellikteler.
Duvarlarında yaba, tırmık
gibi ahşap üretim aletleri
asılı olan bu evlerin
bahçelerinde de küçüklü
büyüklü kızaklar göze
çarpıyor. Belli ki burada
ulaşım önemli oranda bu
araçlarla sağlanıyor. Bizi
karşılayan muhtar, biz tanrı
misafirlerini evine konuk
etti. İçi de dışı gibi güzel
olan evde yürüdükçe ahşap
zemin gıcırdıyordu.
Duvarları oluşturan budaklı
masif ahşap tahtalar evin
doğal dekoru gibiydiler. |
|
|
NEFES KESEN DORUK
Sıcacık evleri ardımızda
bırakıp yolumuza devam
ettik. Yamaçtan yukarıya
çıkınca yöredeki en yüksek
köye ulaşılıyor: Gamaşet.
Karda yürüyüş yapmak biraz
zor. Ama biraz daha yukarı
yürüyünce varılan bir sırt,
Karçal Dağları’nın
doruklarını oluşturan
Üçkardeşler zirvesinin
görkemli görüntüsüyle
ödüllendiriyor bizi. Buradan
dağların bembeyaz
yamaçlarına ve eteklerine
serpilmiş köylere kuşbakışı
göz gezdiriyoruz. Köylerde
günlük yaşam sürüyor.
Yakacak odun kesiliyor,
hayvanlar besleniyor, koca
kazanlarda kuşburnu reçeli
ve pekmez kaynatılıyor,
çıkrıkta ip eğriliyor,
kuzine sobalarda nefis yöre
yemekleri pişiyor; süt,
peynir, kaymak, tereyağ
yapılıyor... Yörede
Karadeniz ile kara iklimi
arasında bir geçiş iklimi
hakim. Yüksek rakımlı
yerlerde karlı kışlar
neredeyse nisan ortalarına
kadar sürüyor. Ladin
ormanlarıyla kaplı bu
çevrede kar, yılbaşı
kartpostallarını andıran
görüntüler sunuyor. Köylerde
fotoğraf çekmeye doyamadık.
Yaşlıların portreleri, evin
önünde çalışan insanlar,
pencereden bakan, dışarıda
oynayan çocuklar, su
değirmeninde mısır öğüten
kızlar, erişte yapan
kadınlar objektiflerimizi
sürekli meşgul etti.
AKORDEONLU EĞLENCE
Buradaki köy evlerinin hemen
hepsinde akordeon bulunuyor.
Bizim için de akşam köy
meydanında bir eğlence
düzenlendi; akordeonun
coşkusu ile saatlerce horon
tepildi. Sırada bir de
sürpriz vardı... Berobana
adlı halk tiyatrosu ile ilk
kez orada karşılaştık. Bu
seyirlik oyunda, yüzleri
siyaha boyanan gençler, ak
sakallı ve kötü huylu
ihtiyardan bir kızı
kaçırmaya çalışıyorlardı.
Köyün tüm çocukları ve
kadınları da meydandaki
eğlenceye katıldılar.
Yüzleri siyah boyalı
oyunculardan ilk anda çok
korkan çocuklar, alışınca
kahkahadan kırılıyorlardı.
Çok yorulduğumuz, bir o
kadar da eğlendiğimiz o
gece, pencere kenarında
bulunan sedirde oturup
manzarayı izledik. Çok
uzaklarda belli belirsiz
ışık kümeleri gözüküyordu.
Sabahın erken saatlerinde bu
kez başka bir manzaraya
uyandık. Yalnızçam
Dağları’nın silueti sabahın
ilk ışıkları ile birlikte
gökyüzünün mor, mavi, pembe
renklerine bürünüyordu.
Şavşat’ın, yalnızca köyleri
ile değil farklı yönleri ile
de bizi kendine çektiğini
söylemek gerek. Bunların
başında Sahara Milli Parkı
geliyor.
El değmemiş doğa burada bir
başka güzeldi.
Ayrıca Şavşat Kalesi ve
Karagöl gezilmesi doyumsuz
yerlerdi. Şifalı maden
suyuna sahip Çermik köyünden
de söz etmemek haksızlık
olur.
Şavşat ve çevresi, derin
vadiler, yüksek dağlar,
balta girmemiş doğal
ormanlar, buzul gölleri,
yaylalar, fauna ve flora
zenginliği, kaleler, kemer
köprüler, geleneksel ahşap
mimarisi ve yerel
festivalleriyle çeşitli
turizm değerlerini içinde
barındıran özelliklere
sahip. Tüm bu özellikleriyle
yöre, ülkemizin en ucunda
sessiz sedasız bir şekilde
doğa ve kültür turizmcileri
tarafından keşfedilmeyi
bekliyor. |