|
|
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
Yazı-Foto:
Kağan Aybudak (www.kaganaybudak.com)
Sonbahara kavuşmak...
Rize’nin güneyi sonbahara
kavuşurken çizdiğimiz rota,
yaylalara veda edenlerin
izinde gidiyor.
‘Kavuşmak’ varmak anlamına
da gelir hiç fark etmiş
miydiniz? Karşıki dağa,
patikanın sonuna, suyun
başına ve zirveye kavuşmak
gibi… Bir de sevdiğine
kavuşur insan, özlediğine ya
da gönlünün istediğine. Peki
‘yaylada kavuşmak’ nedir
hissedebilir misiniz? Güney
Rize’de binlerce insan
yaylalarda kavuşur ilkbahar
zamanları ve yavaş yavaş
memlekete veda başlar
sonbahar günleri...
Kaç binli yıllara uzandığını
aslında bilmediğimiz, ancak
hayal edebileceğimiz bir
kökü ifade ediyor yaylaya
çıkmak. İşte bu nedenle,
oralara gitsek de pek
çoğumuzun zorlukla
hissedebileceği bir şey
‘yaylalı olmak’. Ama hemen
anlayabileceğimiz bir şey
var ki o da ‘yaylaya
kavuşmak’. Kimi zaman hayli
bozuk dağ yollarında bir
arazi aracının içinde, çoğu
zaman sırttaki çanta ile
güneşin peşinde. Memleketin
yerlisi olmasanız da, o
kadar yoldan gelip yaylaya
kavuşan herkes için ortak
bir anahtar vardır
buralarda, o da: “Merhaba”
|
 |
|
|
|
 |
|
|
YAYLADA KAVUŞMAK
Zaman
kadar eski bir döngü bu.
Alçak yerleşimlerden
çıkılmış yola, Kaçkar
Buzulları’ndan gelen
kaynaklarla ve bereketli
bulutlarla beslenen yüksek
otlaklara. Dünya döndükçe
güneşin etrafında, insanlar
kavuşmuş yaylalara. Bir
varolma geleneği olmuş
yaylaya çıkmak. Günlerce
yürümek, dik yamaçlara taş
taşımak, ahşap işlemek,
hayvan otlatmak. Ve bir ev
kurmak. Dayanışma, sabır ve
gelenek ile...
İşte bu gelenek, kökü çok
eski dedelere dayanan bir
tanışıklık ve kader birliği
getiriyor. Mevsimsel
döngüyle belirlenen, Kaçkar
Buzulu eriyip tekrar
dondukça, bulutlar bereket
yağdırdıkça tekrar edecek
bir kavuşma meydanı haline
geliyor yaylalar.
|
 |
|
|
|
 |
|
|
DOĞA KARAR VERİR
Uğrayacağınız her bir
yaylanın kendine has
özellikleri var, kimi çivi
bile kullanılmadan sadece
ahşapla, kimi günlerce
yürüyüş mesafesinden
getirilmiş taşlarla inşa
edilmiş evlerden oluşuyor.
Henüz dağ yollarının
ulaşmadığı bölgelerdeyse,
bulunmaz bir nimet haline
gelen tarihi taş döşeme
yollarla karşılaşıyorsunuz.
Hatırlamakta yarar var, bu
işler el emeğinin ve hayvan
gücünün tek üretim yöntemi
olduğu çağlarda yapılıyor.
Bir leğen kovuktan oyuluyor,
ya da bıçak bileyici taştan;
doğadan gelen sihirli
çözümler günlük hayatın
parçası oluveriyor. |
 |
|
|
|
 |
|
|
YÜRÜYEREK YAŞAMAK
Sal, Pokut, Hazindag,
Amlakit, Palovit, Tirovit,
Elevit ve Kavrun... Sanki
sadece hayalini
kurabileceğimiz çocukluk
masallarımızın kahramanları…
Eğer nesillerdir buralarda
nefes alanlar gibi hissetmek
isterseniz bir an, biraz
olsun buraların kurallarına
uyun, yani yürüyerek
yaşayın. Her biri farklı
rotalardan ayrı ayrı ziyaret
edilebilecek ya da planlı
bir yürüyüşle bir defada
tamamlanabilecek büyük bir
Güney Rize masalında
yürüyün. Keşke buralarda
yaşanacak bir beş gününüz
olsa da Rize sizi büyülü
yükseklerinde ağırlasa.
Yürüyerek kavuşsanız
Tirovit’in taş evlerine,
Pokut’un bulutlarına veya
Hazindag’ın taş döşeme
yollarına. Kim bilir belki
Kavrun’dan yola çıkıp
kavuşursunuz Kaçkar’ın
bulutlu zirvesine. İkizdere
Anzer’i ise güney batı uçta
yer alan başka bir hayal
olarak bırakın başka bir
sonbahara… |
 |
|
|
|
 |
|
|
MASAL BAŞLIYOR
Hayal etmekle başladı bu
masal, şimdiyse gerçekten
yazmaya başlama zamanı…
Yürüyerek yazmaya başlıyoruz
kendi yayla masalımızı. Dağ
yollarında yapacağınız
seyahati de düşünerek
Rize’den bir arazi aracı
kiralayabilir ya da daha çok
vaktinizi alacak ama yerel
dostluklar ve bilgi
kazandıracak minibüs
yolculuklarını tercih
edebilirsiniz. İkinci
seçenek, sırt çantanızla
daha fazla birlikte
olacağınız anlamına da
geliyor unutmayın. Her iki
seçenek için de yerel bir
rehber bulmanızın faydalı
olacağını hatırlatalım.
Bir kere, Çamlıhemşin’e
ulaşın. Oradan masalınızın
ilk satırlarında çok hoş
duracak bir yerlere
göndereceğiz sizi: Kaçkar
Dağları’nın giriş kapısı
Ayder’e... Burası, her
bütçeye ve keyfe göre
konaklama olanakları sunan
büyük bir turizm merkezi
olmakla birlikte, şimdilik
Doğu Karadeniz’in tek şifalı
dağ kaplıcasını da
barındırıyor. Ayder’den
eğlenceli bir yürüyüşle ya
da sabah gidiş, akşam dönüş
çalışan Yukarı Kavrun
Yaylası minibüsleriyle
zirveye daha da yaklaşabilir
ve hatta rehberinizle
yapacağınız bir günlük
programla zirveye bile
çıkabilirsiniz.
İşte şimdi rotamızın yönünü
değiştirecek ilk kararı da
vermemiz gerekiyor: Yukarı
Kavrun’dan yürümeye başlayıp
vadileri ve dağları aşarak
masalımızın asıl
kahramanlarına doğru mu
yürüyeceğiz? Yoksa,
Çamlıhemşin’e geri dönüp
Fırtına Vadisi’ne sapacak,
bulutların arasından hiç
çıkmayan Zil Kale’yi aşıp,
Palovit Şelalesi’nde yüzmeye
mi gideceğiz? Eğer arazi
aracınızla gidiyorsanız, Sal
üzerinden yolun son noktası
Pokut’a varmak ve oradan
Hazindag’ın tarihi taş
yollarından yürümek sadece
bir gününüzü alacaktır. Eğer
yaylaya veda edemeyenlere
rastlayacak olursanız, halen
yaşanmakta olan bir yayla
masalının içine
düşüvereceksiniz belki de…
Bir horonda başınız dönerek
ısınacaksınız buz gibi yayla
gecesinde. Eğer Sal’a kadar
yürüyerek geldiyseniz,
Hazindag’dan sonra Amlakit’e
kadar yayan devam edebilir,
Zil Kale’ye kadar olan
rotayı bir halka gibi
yürüyerek kapatabilirsiniz.
Hazindag’dan başlayacak bu
uzun yürüyüşü göze
alamayanlar da arazi
araçları ile Palovit
Şelalesi ve Zil Kale’yi
geçerek Elevit, Tirovit,
Palovit ve Amlakit
Yaylası’na dağ yollarından
ulaşabilirler.
Yayla hayali kurmak başka
bir şeye benzemez. ‘Varmak’
gerekir. Gitmekle, yürümekle
olur. Bizim sonbahar
hayallerimiz, Güney Rize
yaylalarında yürüdükçe
gerçek bir masala dönüştü.
Kalemimiz yoktu adım attık,
hiç harf aramadık ayak izi
bıraktık. Bir kış masalında
tekrar hayal kurmak üzere
yükseklere veda ettik. |
 |
|
 |
|
 |
 |
|