|
|
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
Yazı-Foto:
Yıldırım Güngör
Saklı cennet
Macahel
Macahel, bozulmamış doğası,
sımsıcak insanı, buzul
gölleri ve kapısı yeşilin
binbir tonuna açılan ahşap
evleri ile her mevsim
güzel...
Hava kararmak üzere. Erzurum
Narman’dan başlayan bir
haftalık yolculuğumuzun son
etabı olan Macahel’e varmak
üzereyiz. Bulunduğumuz
geçitten aşağılarda bir
yerde sislerin arasında
belli belirsiz gözüken
ışıklar hayli uzun süren
yolculuğumuzun sonuna
geldiğimizin müjdecisi.
Tüm günü arabada geçiren
yorgun bedenlerimiz sıcak
bir banyonun özlemi içinde.
Daha iki saat önce Borçka
Karagöl’de yaşadığımız
sandal sefası bile çok uzun
bir süre önce yaşanmış gibi.
Çığ düştükten sonra
neredeyse tüm kış kapalı
kalan Macahel geçidinden
aşağı inmeye başlıyoruz. Yol
genişletme çalışması yapan
iş makinelerinin hummalı
çalışması akşam saatlerinde
de devam ediyor. İndikçe
iniyoruz. Bir ses
yankılanıyor minibüsün
içinde. Ben ‘Sarı Gelin’
türküsünü hiç bu kadar
farklı ve güzel bir sesten
dinlememiştim. Ardından bir
türkü daha, bitince bir tane
daha… Türkülerin etkisi
altına öyle girmişiz ki
TEMA’nın misafirhanesi
önünde durduğumuzda hiç
bitmeyecekmiş gibi gelen
yolun bitmesine
sevinemiyoruz.
|
 |
|
|
|
 |
|
|
Sabah erkenden kalkarak
etrafı dolaşmaya çıkıyorum.
Tüm köy yeşil bir örtünün
altında saklanmış durumda.
Çiçekler, kertenkeleler,
kelebekler, ağaçlar, su ve
tabi ki insanlar. Yeşile
odaklanmış yürürken bir ses
uyarıyor: “Beyefendi sınırı
geçmeyin” Kafamı
kaldırdığımda bir
jandarmanın muzip
gülümsemesiyle
karşılaşıyorum. “Biraz
ilerisi Gürcistan” diyor.
Birkaç adım atsam Gürcistan
topraklarında olacağım. Bu
yakınlık yüzünden birkaç yıl
öncesine kadar köye girmek
için aylar evvel izin almak
gerekiyordu. Şimdi daha
rahat. Türk vatandaşları
izin almadan köye
girebiliyorlar. Ancak
yabancıların üç ay önceden
izin alması şart. |
 |
|
|
|
 |
|
|
ZAMANA DİRENEN DOĞA
Artvin’in Borçka ilçesine
bağlı Macahel’de beş köy
var. Bölgenin merkezi
misafirhanenin de bulunduğu
Camili Köyü. Düzenli,
Efeler, Maral ve Uğurlu
köyleri vadideki diğer
yerleşimler. Vadi,
yüksekliği 3500 metreyi
bulan Karçal Dağları ile
çevrili. Dağların
çanaklarındaki buzul
gölleri, Macahel’in üzerinde
asılı duran inci taneleri
gibi. Bölgede birçok yayla
var ama en önemlileri,
dağların eteklerindeki
Beyazsu Yaylası ve doğal
yaşlı ormanları, fauna ve
flora çeşitliliğiyle ünlü
Gorgit Yaylası. İnsan
müdahalesi olmadan günümüze
kadar gelmeyi başarmış yaşlı
ağaçlar hayret uyandırıyor. |
 |
|
|
|
 |
|
|
Bölgenin sarp bir
topografyaya sahip olmasının
büyük bir dezavantajı var.
Kış aylarında bu köylerin
Borçka ile ilişkisi
kesiliyor. Yapılan bir
anlaşma ile bir hastalık
durumunda Gürcistan’a geçme
izni sağlanmış. Macahel
geçidindeki hummalı
çalışmanın amacı bu
zorlukları ortadan
kaldırmak.
Bölge biyolojik çeşitlilik
açısından çok zengin. Bu
nedenle Camili, UNESCO’nun
‘İnsan ve Biyosfer Rezervi
Projesi’ne Türkiye’den dahil
edilen ilk bölge oldu.
Projede dünyanın 102
ülkesinden 482 koruma alanı
olduğunu düşündüğümüzde
bölgenin önemi daha da iyi
çıkıyor ortaya. Egemen ağaç
türleri kayın ve ladin. Bu
iki ağacın dışında kestane,
gürgen, ıhlamur ağaçları da
yaygın. İnsan nüfusunun
fazla olmaması yaban yaşamı
üzerinde olumlu etki yapmış.
Bozayı, çakal, su samuru,
yaban domuzu, çengel
boynuzlu dağ keçisi bölgenin
diğer sakinlerinden. |
 |
|
|
|
 |
|
|
KAPI KOMŞUSU GÜRCİSTAN
Keşif sürüyor. Hemen
yakınımızdaki 200 yıllık
ahşap caminin içi tahta
işlemelerle bezenmiş.
Yürümeye devam ediyoruz. Her
adımda farklı bir kelebek ve
farklı bir çiçek türü
takılıyor gözümüze.
Arkamızda kalan Gürcistan
köyleri o kadar yakınlar ki
seslensem sesimi
duyurabilecekmişim gibi
geliyor. Oysa tüm sesler
gürül gürül akan derelerin
uğultusunda kaybolup
gidiyor. Gece karanlık
yüzünden içinden geçtiğimiz
halde göremediğimiz köyler
ortaya çıkıyor yavaş yavaş.
Devasa kayın ağaçlarının
üzerinde çoğu terk edilmiş
kara kovanlar çarpıyor
gözümüze. |
 |
|
|
|
 |
|
|
Ladin ağaçlarını geçip bir
yokuştan aşağı iniyoruz.
Gökyüzü, kayın ağaçlarının
dalları arkasında adeta
kayboluyor. Yukarıdan akan
dereler yer yer yolumuzu
kesiyor. Bir ahşap evin
önünde duruyoruz. Buradan
vadiye inerek tüm zarafeti
ve görkemiyle akan Maral
Şelalesi’ne kavuşacağız.
Grubun en arkasında yürürken
bir evin duvarında
güneşlenen kertenkeleleri
fotoğraflamak için
duraklıyorum. Makinemi
çıkarırken ahşap evin
kirişinde pusuya yatmış
bekleyen yılanı fark
ediyorum. Ava çıkmış
anlaşılan. İyice
yaklaşıyorum. Hiç
kıpırdamıyor ve bana poz
veriyor. Fazla rahatsız
etmemek için onu
kertenkeleleriyle baş başa
bırakarak yoluma devam
ediyorum. Dik yamaçlarda
ağaç kökleri gide gele
merdiven basamağı olmuş.
Düzlüğe indiğimde olanca
narinliğiyle akan Maral
Şelalesi çıkıyor karşıma.
Vadi şelalenin soğuk
sularına girenlerin
çığlıklarıyla yankılanıyor.
Şelaleye yaklaştıkça sıcak
hava birden yerini serin bir
rüzgâra bırakıyor. Sudan
titreyerek çıkanları
izledikten sonra toparlanıp
çıkıyoruz. Ahşap evin
önünden geçerken yılan orada
mı diye bakıyorum. Hiç
umudum yokken aynı yerde
uzanmış avını bekleyen
yılanla tekrar
karşılaşıyorum. Hiç rahatsız
etmeden uzaklaşıyorum
oradan. Bir an kendimi bir
masalın içindeymiş gibi
hissediyorum. Burası
gerçekten de ‘saklı bir
cennet’ olmasın. |
 |
|
 |
|
 |
 |
|