|
|
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
Yazı :
Erdem Kabadayı
Anadolu’yu mesken tutan pek
çok uygarlığın izlerini
taşıyan Amasya’nın
gözbebeği, cumbalarıyla
Yeşilırmak’ı kucaklayan
evleri...
“ Küçük bir tepeyi aşar
aşmaz ömrümde gördüğüm en
güzel manzara önümüzde
açılıverdi: Kadim Amasya
şehri...” sözleriyle
tanımlıyor Mareşal Helmuth
von Moltke bu tarihi kenti.
Ferhat’ın Şirin için dağları
delip Yeşilırmak’ı elinden
tutup getirdiği; Amazon
kraliçesi Amasis’in kendi
adını vererek, Amaseia
diyerek kurduğu; antikçağın
coğrafya bilgini Strabon’un
doğduğu; Anadolu’da iz
bırakan pek çok uygarlığın
yoğurduğu; Osmanlı’nın
‘Şehzadeler Kenti’ olarak
gördüğü; Mustafa Kemal’in
milli mücadele için ilk
adımını attığı kent burası.
Irmağıyla, elmasıyla,
güzelliğiyle ve evleriyle
meşhur, kadim Amasya şehri…
Hititler'de Osmanlıya
“Amasya, eski tarihlerde
Harşena adıyla bilinir.
Amasya’ya hangi sıkıntı ile
girilirse girilsin insanın
gönlü rahatlar, huzur
bulur.. Her türlü sıkıntıdan
uzaklaşır. Mısır gibi
şöhretlidir. Nil gibi nehri
vardır Akan ırmağı hayat
suyudur. Çok temiz ve çok
güzel kokuludur.
Seyretmeye doyum olmaz. Eski
köşkleri muhteşem ve
manzaralıdır” tanımlaması da
16. yüzyıl Osmanlı
ulemasının önde gelen
isimlerinden
Kemalpaşazade’ye ait. Doğal
güzelliğinin dışında insan
elinin büyüsüyle daha da bir
göz alıcı hale gelen kentte
birçok uygarlığın izlerini
görebilmek mümkün. Nasıl
görülmesin? Amasya değil mi
MÖ 5500 yılından beri
insanoğluna ev sahipliği
yapan; Hitit, Frig, Lidya,
Kimmer, Pers, Pers-Pontus ve
Romalıların kültürünü
yaşayan ve yaşatan şehir?
Öyle olmasa ne işi var
Harşena (Amasya) Kalesi’nin
5200 yıldır burada? Pontus
krallarının kaya mezarları,
Romalıların Alçak Köprüsü
bir köşede; İlhanlı,
Selçuklu ve Osmanlı eserleri
bir başka köşede.
İlhanlılardan kalma
Darüşşifa (Bimarhane),
Selçuklu mimarisinin
izlerini taşıyan Burmalı
Minare Camii ve Gökmedrese,
Osmanlı eli değmiş Sultan II.
Bayezid Külliyesi, Çelebi
Mehmed Medresesi, Gümüşlü,
Yörgüçpaşa, Çilehane, Şamlar
camileri bütün kudretleriyle
Amasya’nın binlerce yıllık
tarihinin canlı şahitleri
adeta.
|
 |
|
|
|
 |
|
|
Krallar ve Şehzadeler Şehri
Yeşilırmak Vadisi’nin pek
bilinmeyen bir başka adı
daha vardır: Krallar Vadisi.
Zira Harşena (Amasya)
Dağı’nın güneye bakan
eteklerinde kalker kayalara
oyularak yapılan on sekiz
mağara mezarda Pontus
kralları yatıyor. Mağaralar
içindeki mezarların en
önemlisi ve ünlüsü, güneş
vurduğunda cephesinin
parlamasıyla tanınan Aynalı
Mağara. Diğerlerinden farklı
olarak yerleşim ve ibadet
amacıyla oyulduğu zannedilen
mağarada buna kanıt olarak
‘Büyük Rahip Tes’ yazısı
halen görülebilir. Kral Kaya
Mezarlarının, kargaşa
dönemlerinde hapishane ve
cezalandırma mekânı olarak
kullanıldığı, VI.
Mithridates’in barış
görüşmelerini yokuşa süren
Roma elçilerini buraya
hapsettiği de tarihin
notları arasında. Amasya,
Osmanlı’nın da özel bir
kentidir; imparatorluğun
‘Şehzadeler Şehri’dir.
Valiliğini yapan on iki
şehzadenin altısının padişah
olmasıyla övünçlüdür.
Yıldırım Bayezid, Çelebi
Mehmed, II. Murad, Fatih
Sultan Mehmed, II. Bayezid
ve III. Murad önce Amasya
valiliği yapan, ardından
padişahlık makamına kurulan
görkemli isimler.. Amasya
Sarayı’nda doğan ve 11
yaşına kadar burada eğitim
alan Yavuz Sultan Selim 1515
kışını ve Kanuni Sultan
Süleyman da 1554 yılının
altı ayını Amasya’da
geçirmiş. |
 |
|
|
|
 |
|
|
Yeşilırmak'ın Kıyısında
Anadolu’da olup tarihin
akışına uyum gösteren, anıt
eserlere ev sahipliği yapan
birçok güzide şehir
arasından Amasya’yı ayıran
bir başka güzellik var.
Kemalpaşazade’nin yüzyıllar
önce belirttiği tarihi evler
ve köşkler. Bu evler, Amasya
kentinin bir yaşam kültürü,
geleneği. Bugün Yeşilırmak
kıyısınca uzanan Yalıboyu
evleri olarak varlıklarını
sürdürüyorlar. Hımış
tekniğiyle, yani ahşap
çatkıların arasına kerpiç
doldurularak, zemin katı
taştan örülerek yapılan
Amasya evlerinden günümüze
ağırlıkla 19. yüzyılın
ikinci yarısından örnekler
kalmış durumda. Belki 1915
yılındaki büyük yangın ve
1939’daki deprem kente zarar
vermese, daha birçokları
bugün ayakta olacaktı. Bunda
felaketlerin dışında, hımış
evlerin fazla uzun ömürlü
olmamasının da payı var.
Amasya evleri genellikle
bitişik nizam yapılmış.Yan
yana dizilen, sırt sırta
vermiş bu evler harem ve
selamlık olarak düzenlenmiş.
Şehir içerisinde az sayıda
ayrık nizam uygulamalarına
da rastlanabiliyor. Evler
daha çok bodrum üzeri tek ya
da iki katlı. Üst katlar, üç
tarafı pencereli ve çıkma
tarzı cumbalara sahip.
Böylelikle hem ev planında
simetri sağlanmış, hem de
daha fazla yer kazanılması
hedeflenmiş. Özellikle
Yalıboyu’nda Roma Dönemi sur
duvarları üzerine yapılan ve
Yeşilırmak’a bakan evlerin
cumbaları,
‘eliböğründe’lerle, yani
çıkmalara destek için
yerleştirilen çapraz
payandalarla dışarıya
taşırılmış. Böylece hem daha
geniş, hem de daha çok
pencere olduğundan daha
aydınlık iç mekânlar elde
edilmiş. Giyotin tarzında
yapılan pencerelerin
önlerinde, dışarıdan
bakıldığında içerisinin
görülmesini engelleyen ahşap
kafesler de eksik değil
elbet. |
 |
|
|
|
 |
 |
Ahşap Süslemelerin
Zenginliği
Amasya’nın geleneksel evleri
genellikle avlulu ve
bahçeli. Özellikle harem ve
selamlık olarak düzenlenen
evlerde bahçe ortada; yani
dışarıya kapalı. Bahçede
genellikle bir ocak ve su
kuyusu bulunuyor. Ama
günümüzde kuyuların çoğu,
işlevini kaybetmiş durumda.
Bahçeden konuta geçiş, yine
bahçe içerisinde yer alan
arnavut kaldırımlı patikadan
sağlanıyor.
Evin merkezini oluşturan
sofayı, odalar çevreliyor.
Bazı yapılarda ise, odalar
arasında kalan ve eyvan
denilen, sofayla arasında
herhangi bir mimari
bulunmayan mekânlar
görülmekte. Eski Türk
evlerinde olduğu gibi,
Amasya evlerinde de bağımsız
bir banyo (gusülhane) kısmı
yerine, odalardaki yüklük
olarak düzenlenen ahşap
gömme dolaplar kullanılıyor.
Amasya evlerinin bir başka
özelliği de süslü
bezemeleri. Daha çok
tavanlarda, kapılarda, dolap
kapaklarında, pencere
kafeslerinde, merdiven
korkuluklarında, konsollarda
ve bazı evlerin saçak
silmelerinde süsleme
malzemesi olarak kullanılan
ahşap ve üzerindeki kalem
işlemeler, mekâna büyük renk
ve zenginlik katıyor. Bugün
Amasya’da varlığını koruyan
tarihi evler arasında en
görkemlisi ise kuşkusuz
Hazeranlar Konağı. 1865
yılına tarihlenen konak,
Ziya Paşa’nın Amasya
Mutasarrıflığı zamanında,
defterdarlık görevi ile
bulunan Hasan Talat Efendi
tarafından kız kardeşi
Hazeran Hanım adına
yaptırılmış. Geleneksel
Osmanlı sivil mimarisinin
nadide örneklerinden biri
olan yapı, Kastamonu, Kula
ve Safranbolu evlerinin
görkemli bir benzeri.
Son yirmi yılda geçirdiği
iki restorasyonun ardından
bugün müze-ev olarak
Amasya’nın ziyaretçilerini
ağırlıyor. Tüm bu
güzellikler Amasya’ya
gitmek, ‘Şehzadeler Şehri’ni
gezmek için yeterli
sebepler. Kemalpaşazade’nin
sözlerine son bir kez kulak
kabartmak en doğrusu değil
mi? Hangi sıkıntı ile
gidilirse gidilsin insanın
gönlünü rahatlatan, huzura
kavuşturan bu kentin tarihi,
zarif evlerini görme,
dokunma, içinde dolaşma,
sedirinde Türk kahvesi
yudumlama fırsatı henüz
varken yola koyulmak en
doğrusu.
|
 |
|
 |
|
 |
 |
|