|
|
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
Yazı:
Nezahat Turkan
Foto:
İzzet Kehribar
Sümela Manastırı
Onun
yazgısı, Trabzon'un yazgısıdır. Karadağ'ın yükseğinde,
sisler içindeki bir kale gibi görünür ziyaretçiye. 9 0'lı
yılların başında dersten çıkar çıkmaz fakültemizin bulunduğu
tepeden iner, hayatımda bir daha o kadar güzelini görmediğim
lale ve gül bahçeleriyle çevrelenmiş evlerin önünden geçip,
bulduğumuz ilk ara yoldan sahile koşardık. Dalgalarla
oynarken içimizden biri bağırırdı: “Yunuslar geçiyor!” Bu,
duymayı beklediğimiz sözdü, hızla geçerlerdi Karadenizimizden bir batıp bir çıkarak... Sonraları hangi
denize baktımsa böyle sürü halinde geçen yunusları aradım,
açıklardaki bir yunusu fark edip sevinç çığlıkları atanları
gördükçe hüzünlendim, nasıl anlatabilirdim onlara yunusların
sürü sürü geçtiklerini gözümün önünden, hem de yıllarca...
Hızla değişen zaman hepimizi nadide anların son tanıklarına
çeviriyor. Trabzon'un en meşhur yeri, aşıkların buluştuğu,
günbatımının seyredildiği Ganita civarında poyrazlı günlerde
dalgalar kıyıya eski sikkeler atarmış. Her şeye rağmen
Trabzon söz ettirir kendinden. Şimdiyse geçmişin tanıkları
kiliseler, camiler, surlar, Ayasofya Camisi'ndeki gemi
çizimleri, kadınların bellerindeki peştamal, sofralarındaki
kuymak yerli yerindedir.
|
|
 |
| |
|
 |
| |
Çömlekçi'den kalkan
minibüs
Temelleri Bizans döneminde atılmış kale, kuzey-güney doğrultusunda
kenti ikiye bölerek Boztepe'ye varır. Kentin panoramasını
görmek isteyenler için bu 300 metrelik yükseklik yeterli
olacaktır. Trabzon, sahilden Boztepe'ye doğru kat kat
yükseliyor gibidir, bu da ahşap ya da taş evlerle dolu dar
sokaklar, sürekli inilip çıkılan dik merdivenler demek...
Meydan, Trabzon'un kalbidir. Arnavutkaldırımı döşeli
sokaklar Meydan'a çıkar, halk burada buluşur; çay bahçesinde
çaylar yudumlanırken, Trabzonlu yazarlar Sebahattin
Eyüboğlu'nun, Hasan İzzet Dinamo'nun büstlerinin önünden
geçip giden kalabalığa göz atılır. ‘Bir Tutkudur Trabzon'
deyip, Trabzon'u anlatmayı bırakalım. Büyük Liman'ın
karşısındaki Çömlekçi'den kalkan bir minibüse atlayıp Maçka
yoluna düşelim. Gökyüzü siyah bulutlarla kaplandı, kuşlar
gemilere sığındı, bu fırtına kopacak demek, ardı da yağmur,
hem de ne yağmur... |
 |
| |
|
 |
| |
Duman
aldı dağları...
Çömlekçi'den Zigana Dağı girişine kadar giden yol Trabzon'un en
güzel yollarından biridir, burası aynı zamanda Gümüşhane'ye
giden yoldur. Köy otobüsleri bu sürekli yükselen yolu
zorlana zorlana tırmanır; yemyeşil dağlar kimi zaman
sağınıza, kimi zaman solunuza düşer, ya da birden karşınıza
çıkıverir, sonra ardınızda kalır. 1993'teki heyelandan sonra
yatağı iyice bozulmuş dereler bile güzel görünür gözünüze.
Karadenizli sise, ‘duman' der, ‘duman aldı dağları' türküsü
tam da buralar için yazılmışa benzer. Hele bu mevsimde
dağların başından hiç eksik olmaz sis. Bahçelerine odun
yığılı evler, küçük camiler geçilir yol boyunca. Asıl
güzellik yoldan yukarılara doğru ayrılan dağ yollarındadır.
Paparza, Kıranoba yaylalarına bu yollardan gidilir.
Tonyalı
silahıyla, Oflu kurnazlığıyla, Sürmeneli bıçağıyla, Maçkalı
delidoluluğuyla tanınır. Hepsinin ortak özelliği ise tüm
sıkıntılara rağmen neşelerini korumalarıdır. Her tür zaaf,
tik, taşkın hareketler gülme nedenidir Karadenizli için.
Daha önce Karadeniz ağzını duymamış bir yabancı
söylenenlerden tek kelime anlamasa da bu doğal neşeden pay
almak için katılır eğlenceye. Dağlara sırtını vermiş Maçka,
gelip geçilecek yer değildir. Bir şeyler öğrenmek için
Maçkalıyla yaşamalı, deresinden kırmızı benekli alabalık
tutmalı, onu köy tereyağında pişirip yemeli, sonra da
Maçka'nın içinden ayrılan yolla manastırın yolunu tutmalı.
Kaleyi fethetmeye gidiyoruz
Milli Park sınırına girdiğinizde, Altındere'yi coşkun akarken
görürsünüz. Üzerine yer yer tahta köprüler kurulmuştur,
piknik alanı olarak düzenlenmiş yerler iki yanındadır.
Manastıra iki yol çıkıyor, biri çok eskiden beri kullanılan
patika yol (katır yolu); diğeri belli bir mesafeye kadar
çıkan, Altındere'nın gürül gürül çağlayanlar oluşturarak
eşlik ettiği araba yolu. Bu yolu tercih edenler arabayla
tırmanıştan sonra kısa bir yürüyüşle manastıra çıkabilir. Bu
mevsimde araba yolu daha uygun düşer, ama güneşli bir havaya
denkgelirseniz patika yolu kullanın, tadına vara vara dağa
tırmanın. Yosun tutmuş dallar, kökler, toprağın koyu
kahverengi rengi, soluklanmak için durduğunuzda yanı
başınızda beliren yemyeşil bir uçurum, aşağıdaki ormanları
ayaklar altına seren bir manzara, kale görünümüyle bir
görünüp bir kaybolan gittikçe daha da yaklaştığınız
manastır... Bir kaleyi fethetmeye gidiyoruz sanki.
|
 |
| |
|
 |
| |
Kralların taç giydiği manastır
Karadeniz'in bu en ünlü manastırı 4. yüzyılda denizden 1300
metre yükseklikteki bir dağ gövdesinin içerisine
Hıristiyanlığın ilk günlerinde gizli bir tapınak olarak
yapılmış. Zamanla 17 metre yüksekliğinde, 40 metre
uzunluğunda, 14 metre genişliğinde 72 odalı, odalarını
İsa'nın, Meryem'in, Havarilerin fresklerinin süslediği, Komnenos krallarının taç giydiği bir manastır halini alır.
Önemli din adamlarının ziyaretleriyle bazen çok ünlü bir
dinî merkezi olur, bazen de sürgün ve hapis yeri...
Manastıra hediye edilen altın şamdanların, ceylan derili
İncillerin, elyazması kitapların, İsa'nın çarmıhından bir
parça taşıdığı öne sürülen haçın akıbeti de manastırın
kuruluşunu anlatan efsanelere karışır. Bu değerli
hediyelerin bir bölümü Ankara'ya, Atina'daki Bizans
Müzesi'ne gider, çoğu kayıplara karışır.
Gelelim Sumela'nın anlamına… Melas kökünden gelen bu sözcük Yunanca
siyah, karanlık demek. Semavi Eyice de manastırda bulunan
(şimdi Yunanistan'da) ‘Siyah Meryem' ikonası yüzünden
manastırın bu adla anıldığını söylüyor. Dağın adı da buna
izafeten Oros Melas'tır, (Karadağ). Yağmalanan ve yakılan
manastırın bugün görülen freskleri 1740 yılında yapılan
restorasyonun eseridir. Kültür Bakanlığı'nın restorasyonu
ise on yılı aşkın süredir devam etmekte.
Manastırı
gezdikten sonra, arka bahçesindeki ayazmanın kenarında
oturun. Pek çok Hıristiyan ve Müslüman'ın şifa bulmak için
geldiği yerdi bu ayazma. Dinlerin kaynaştığı, unutuşa baş
kaldıranların gezindiği yerdir Trabzon.
|
 |
|
 |
|
 |
 |
|