|
|
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Yazı: FIRAT ÜLGÜR
Foto: AKGÜN AKOVA - YELDA
BALER
Karbeyaz Ilgaz
Kar sözcüğünün anlamı, o
yağarken nerede olduğunuza
bağlıdır! Bir yolcuysanız,
yollar kapanacak diye
endişelenirsiniz. Bir dağ
kasabası ya da
köyündeyseniz, beyazlıkla
şiddetlenen soğuğun ve onun
buzdan kılıçlarının
tutsağısınızdır. Ama, kentte
yaşayan ve uzun bir bayram
tatilini dört gözle bekleyen
biri iseniz, kayak
malzemelerinizi kapının
yanında hazır etmiş
olabilirsiniz. “Kayak yapmak
için nereye gidelim”
sorusunun yanıtını
“Ilgaz’a!” diye
veriyorsanız, kristal tacını
giymiş bir prensle
tanışacaksanız demektir!
Ilgaz Dağları’nda taht kuran
kış, kar turizminin parlayan
yıldızı olarak sizi konuk
etmeye çoktan hazır.
İki ilin sınırı Ilgaz
Dağı’nı beyaz bir pasta gibi
ikiye kesiyor. Ilgaz
kasabası ve dağın güney
bölümü Çankırı’da, kayak
tesislerinin bulunduğu bölge
ise Kastamonu’da kalıyor.
Kasabadan dağa çıkarken 8
kilometrelik dik bir yokuş
var. Kar temizleme ekipleri
yoğun bir çalışma içinde
olsa da, yerdeki buz bu
mevsimde kolay kolay
kalkmıyor. Zinciri yol
kenarında sizi bekleyen
‘zincir satıcıları’ndan alma
şansınız var ama, onları her
zaman bulamayacağınızı
düşünerek zincirsiz yola
çıkmayın. Ana yoldan
otellere kadar olan yolu
aşmanız daha kolay. Yolda
kalırsanız, otellerin
ekipleri size yardımcı
oluyor. |
|
|
|
 |
|
|
Kar apartmanları
Dağın zirvesindeki
televizyon vericisinin
yanında gün batımını
seyrederken sınırların bir
önemi kalmaz. Turuncudan
kırmızıya, kırmızıdan mora,
mordan griye, griden siyaha
dönüşen ve ufuk çizgisinden
yansıyan ışık demetleri kar
kristallerinin üzerinde
rengârenk pırıltılar saçar.
Karanlık indiğinde,
kayakçıların yaktıkları dev
ateşlerin arasından
geçişleri başlar. Otellerin
mutfak pencerelerinden nar
gibi kızaran etlerin
kokuları ve salonlarından
geceyi şenlendiren udilerin
sesleri gelir.
Geceyarısından sonra dağ
kendini av arayan yaban
hayvanlarına teslim eder.
Sabah uyandığınızda iki
metreyi aşan karın içinde
yuvarlanan köpekleri ve
onlarla oynayan çocukları
görürsünüz.
Kahvaltıdan sonra, kat kat
dalları bir ‘kar
apartmanı'na dönüşen
göknarların arasında yürüyüş
yapabilirsiniz. Herkese
tepeden bakan ağaçların
baharda toprağa uzanan ince
uzun parmaklı dalları
bugünlerde kardan pamuk
helvalar uzatır yanından
geçenlere. Öğleden sonra sis
kalkmışsa, asfalta kadar
yürüyenler 2587 metrelik
Büyük Hacettepe ve 2546
metrelik Küçük Hacettepe'nin
beyaz kaleleri andıran
zirvelerini görürler.
Aşağıdaki vadilerde kara
gömülmüş ormanların
yarattığı vahşi doğa
manzaraları bakanların
soluğunu keser. Karşı
yamaçlarda, yolları kapanan
köylerdeki ahşap evlerin
bacalarından yaşam belirtisi
olarak dumanlar tüter.
Ormanlarının 1088 hektarlık
bölümü Milli Park ilan
edilen Ilgaz Dağları gerek
akarsuları, gerekse florası
ve yaban hayvanlarıyla
zengin bir doğal hayata
sahip. Kayın, meşe, söğüt,
titrek kavak, karaağaç,
gökçeağaç, sarıçam ve boyu
40 metreyi bulan
göknarlarıyla derin bir
uykuda şimdi Ilgaz.
Baharda arılara deli bal
yaptıran keskin kokulu
dağ çiçeklerini düşlüyor
belki de.
Dağdaki kayak merkezi
İstanbul'a 460, Ankara'ya
210 kilometre uzaklıkta.
Kastamonu ile Ilgaz
Dağı arası ise 59 kilometre.
Sürücülerin Ilgaz Dağı
çıkışından daha da dikkatli
geçmeleri gereken bir yol,
Gerede-Ilgaz yolunun
Çerkeş-Atkaracalar-Kurşunlu
hattı. Gizli buzlanma
tehlikeli olabiliyor. Karın
yoğunlaştığı günlerde
İstanbul'dan Ilgaz'a
gidecekler
Karabük– Safranbolu hattını
tercih ederlerse daha
güvenli bir yolculuk yapmış
olurlar. |
 |
|
|
|
 |
|
|
Görkemli sessizlik
Kayak merkezi, aralık
başından nisana ayına kadar
kayak tutkunlarının cenneti.
Üç doğal pisti var. Ana pist
950 metre, diğerleri ise 750
ve 1500’er metre. Pistlere
kayakçıları çıkaran
telesiyej de 693 metre
uzunluğunda. Yeni kayağa
başlayanlar için biçilmiş
kaftan Ilgaz parkuru. Gerçi
acemilik, kayak hocalarından
alınan birkaç saatlik
dersten sonra çözülmeye
başlıyor ya, olsun… Kışın
Anadolu’da çok yolculuk
yaptım. Dağ başlarında, ay
ışığı donmuş çağlayanlara
vurup ışıltılar saçarken
ateşler yaktım. Nice kapılar
çaldım, tanımadığım hanelere
tanrı misafiri oldum. Bu
yolculuklarda gördüğüm en
görkemli şey, kar yağarken
geçtiğim ormanların
sessizliğiydi. On binlerce
ağacın beyaz bir örtünün
altında kaybolurken, insanı
yeryüzündeki bütün seslerin
çekildiği duygusu içinde
bırakmaları… Yalnızca bu
duyguyu yaşamak için bile
Ilgaz Dağları’na gidilir
diye düşündüm hep. Bir
sabah, kayakçılar henüz
uyanmadan Karakeçilik
tepesinin yamacındaki
ormanın içinde bir tilki
gibi usul usul yürümek için…
Milyarlarca pamukçuk
yağarken gökyüzünden,
sırtımı taze kara verip yanı
başımda uzayıp giden
göknarlara yüreğim var olma
sevinciyle dolarak bakmak
için… “‘Kar' sözcüğünün
anlamı, o yağarken nerede
olduğunuza bağlıdır!”
diyerek başlamıştım ya
yazıya, “nerede olduğunuzu”
seçmek de size bağlı… Kar
yağarken sıcak bir odanın
penceresinden manzarayı
seyredenlere bir çift sözüm
var!: Siz odanızda
oturursanız kim yapacak
kardan adamları? Kim
fırlatacak kartoplarını, kim
atacak kahkahaları? Burnunuz
soğuktan pancara dönse de,
eldivenleriniz parmak
uçlarınızın üşümesini
engellemese de, atın
kendinizi karlara.
Göreceksiniz ki, doğayı
‘insan'sız bırakmadığınız
için kış sizi
‘alkış'layacak. |
 |
|
 |
|
 |
 |
|